NurDergi

Buradasınız : Ana Sayfa TARİH Önceki peygamberlerde namaz varmıydı?

Önceki peygamberlerde namaz varmıydı?

e-Posta Yazdır

alt

Merak edilen konulardan biriside eski peygamberlerin ümmetlerinde namaz ve diğer ibadetlerin olup olmaması. İslam'dan önceki peygamberlerde ibadet nasıl yapılırdı?

Okuyucularımızdan gelen bazı sorularda; “Eski ümmetlerde namaz var mıydı? İbadet nasıldı? Yalnız inanç mı vardı?” diye soruluyor.
İbadetler emir oldukları şekil ve şartlarla, sırf emir olunduğu için yapılırlar. İnsanın yaratılış gayesi Allah’a kulluktan başka bir şey değildir. Öncelikle Yaratıcısını tanımak ve iman etmekle mükellef olan insanoğlu, imandan sonra ikinci adım olarak ibadet yapmakla mükelleftir. İman ve ibadet mükellefiyeti, eski ümmetler döneminde de söz konusu olmuştur.
Cenâb-ı Hak her ümmete güç yetirebildiği şekilde emirler, yasaklar ve ibadetler teklif buyurmuştur. Bunu Kur’ân’dan öğreniyoruz.
“Ey îmân edenler, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, oruç size de farz kılındı.”  âyetiyle orucun bizden önceki ümmetlere de farz kılındığını bildiren Kur’ân, muhtelif âyetleriyle namazın da, zekâtın da bizden önceki ümmetlere farz kılınan ibadetler arasında yer aldığını bildirir.
Âyetlere kısaca göz atalım:
1- Hazret-i İbrahim’de (as) namaz:
“İbrahim dedi ki: ‘...Rabbimiz! Ben çocuklarımdan kimini, namaz kılabilmeleri için, senin mukaddes evinin yanında, namazlarını Beytinin huzurunda dosdoğru kılsınlar diye, ekinsiz bir vadide yerleştirdim. (...) Yâ Rabbi! Beni ve benim neslimden olanları namazda devamlı kıl. Ey Rabbimiz! Duâmı kabul buyur.”
2- Hazret-i İsmail’de (as) namaz ve zekât:
“Kitapta İsmail’i de an. Muhakkak ki o vaadinde sadıktı ve Allah tarafından gönderilmiş bir peygamberdi. Ailesine namazı ve zekâtı emrederdi. Ve Rabbi’nin katında rızaya erişmiş bir kul idi.”
3- Hazret-i İshak ve Hazret-i Yakup’ta (as) namaz ve zekât:
“Biz İbrahim’e İshak’ı verdik. Bir de torunu Yâkub’u ihsan ettik. Her birisini salihlerden kıldık. Onları, emrimizle doğru yolu gösteren rehberler yaptık. Ve onlara hayırlı işlerde bulunmayı, namazı dosdoğru kılmayı ve zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar ancak bize ibâdet eden kullardı.”
4- Hazret-i Lokman’da (as) namaz:
“Hani Lokman oğluna öğüt verirken demişti ki: ‘Oğlum! Allah’a ortak koşma Muhakkak ki şirk pek büyük bir zulümdür. (...) Oğlum! Namazını dosdoğru kıl! İyiliği emret! Kötülükten sakındır! Başına gelene sabret! Şüphesiz ki bunlar, uğrunda azim ve sebât edilmeye değer şeylerdir.”
5- Hazret-i Şuayb’ta (as) namaz:
* “Dediler ki: ‘Ey Şuayb! Babalarımızın taptığını bırakmamızı emreden veya mallarımızı istediğimiz gibi kullanmamızı yasaklayan senin namazın mıdır? Sen doğrusu aklı başında, yumuşak huylu birisin.”
6- Hazret-i Musa’da (as) namaz ve zekât:
* “Onun yanına geldiğinde kendisine, ‘Yâ Mûsâ!’ diye nida olundu. ‘Muhakkak ki Ben, senin Rabb’inim. Şimdi ayakkabılarını çıkar. Şüphesiz ki sen, mukaddes bir vadide, Tuvâ’dasın. Seni Ben peygamber seçtim. Şimdi vahyolunanı dinle. Muhakkak ki, Allah Ben’im. Benden başka ilâh yoktur. Bana kulluk et. Ve Beni anmak için namaz kıl. Kıyâmet mutlaka gelecektir. Onun vaktini gizliyorum ki, herkes neye çalışıyorsa onun karşılığını görsün.”
* “Musa ve kardeşine, ‘Mısır’da milletinize evler hazırlayın. Evlerinizi namazgâh edinin. Namaz kılın’ diye vahy ettik. ‘İnananlara müjdele.”
* “İsrailoğullarından, ‘Allah’tan başkasına kulluk etmeyin. Anne babaya, yakınlara, yetimlere, düşkünlere iyilik edin. İnsanlarla güzel güzel konuşun. Namazı kılın. Zekâtı verin.’ diye söz almıştık. Sonra siz, pek azınız müstesnâ, döndünüz. Hâlâ da haktan yüz çevirmeye devam ediyorsunuz.”
7- Hazret-i Îsâ’da (as) namaz ve zekât:
* “Meryem çocuğa işaret etti. Dediler ki: ‘Beşikteki bir çocukla nasıl konuşalım?’ Çocuk dile geldi: ‘Ben Allah’ın kuluyum. O bana kitap verdi. Ve beni peygamber yaptı. Bulunduğum her yerde beni mübarek kıldı. Yaşadığım müddetçe bana namaz ve zekâtı emretti. Ve beni anneme itaatkâr kıldı. Beni bedbaht bir zorba yapmadı. Doğduğum gün de, öldüğüm gün de, hayat verilerek diriltileceğim gün de selâmet üzerimedir.’ İşte Meryem oğlu Îsâ budur.”
Süleyman KÖSMENE

 

 

Share Button
 

AYET MEALİ

- Şüphesiz biz sana bitip tükenmez nimetler verdik. Şimdi sen Rabbin için namaz kıl ve Kurban kes. (Kevser, 1-2)
- Allah’ın onlara rızık olarak verdiği, belirlenen günlerde kesilecek kurbanlık hayvanlar üzerine O’nun adını ansınlar. Artık onlardan hem kendiniz yiyin, hem sıkıntı içinde olan yoksulları doyurun. (Hacc, 28)
- Onların (o kurbanların) ne etleri Allah’a ulaşır ne de kanları. O’na ulaşacak olan sadece sizin takvanızdır. (Hac, 37)
- Her kim hac ve umre niyetiyle Kâbe’yi ziyaret eder ve onu tavaf ederse, bunda bir günah yoktur. (Bakara, 158)
- Haccı da, umreyi de Allah için tamamlayın. (Bakara, 196)

HADİS-İ ŞERİF

- Ey insanlar! Allah size haccı farz kılmıştır, haccediniz (Müslim)
- Hac ve Umre yapanlar Allah'ın misafirleridir. O'ndan birşey isterlerse, onlara cevap verir. Af isterlerse, onları affeder. (İbn Mâce,)
- Bugün ilk işimiz, bayram namazı kılmak sonra dönüp kurban kesmektir. Kim böyle yaparsa sünnetime uymuş olur. (Buhari)
- Kurban, kıyamet günü boynuzları, tırnaklarıyla sevap olarak gelir. Kurban kesildiğinde, henüz kanı yere düşmeden Allah tarafından kabul edilir. (Tirmizi)
- İslâm dini beş esas üzerine kurulmuştur: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Muhammed'in Allah'ın Resulü olduğuna şehâdet etmek, namaz kılmak, zekât vermek, hacca gitmek ve ramazan orucunu tutmak. (Buhârî,Müslim,Tirmizî,Nesâî )

RİSALE-İ NUR

İşte hacda pek kesretli Allahuekber denilmesi, şu sırdandır. Çünkü, hacc-ı şerif, bilasâle herkes için, bir mertebe-i külliyede bir ubûdiyettir. Nasıl ki bir nefer, bayram gibi bir yevm-i mahsusta, ferik dairesinde, bir ferik gibi padişahın bayramına gider ve lûtfuna mazhar olur. Öyle de, bir hacı, ne kadar âmî de olsa, kat-ı merâtib etmiş bir velî gibi, umum aktâr-ı arzın Rabb-i Azîmi ünvânıyla Rabbine müteveccihtir, bir ubûdiyet-i külliye ile müşerreftir. Elbette, hac miftâhıyla açılan merâtib-i külliye-i Rubûbiyet ve dürbünüyle nazarına görünen âfâk-ı azamet-i Ulûhiyet ve şeâiriyle kalbine ve hayaline gittikçe genişlenen devâir-i ubûdiyet ve merâtib-i kibriyâ ve ufk-u tecelliyâtın verdiği hararet, hayret ve dehşet ve heybet-i Rubûbiyet Allahuekber, Allahuekber ile teskin edilebilir ve onunla o merâtib-i münkeşife-i meşhude veya mutasavvere ilân edilebilir. (Şualar)

GÜZEL SÖZLER

Çocuklarınızı kuzu gibi büyütmeyiniz ki, ileride kuzu gibi güdülmesinler.
(Şeyh Sadi Sirazi)

FAİZ YİYENLER - VİDEO